Sivas Haber Merkezi | Sivas Haber | Sivas Haberleri

Bizim; Şiilik ve Sünnilik diye bir dinimiz yok

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İslam coğrafyasındaki sorunlarda dış etkilerin varlığına dikkati çekti. Kapsayıcı, her yönden, her alan ve her coğrafyadan söz etti! Kanayan yaralara neşter vurdu! Dünyanın uyanması, aymazlıktan kurtulması için tarihin gerçeklerini bir bir ele aldı;

Bizim; Şiilik ve Sünnilik diye bir dinimiz yok
29 Nisan 2016 - 7:19 'de eklendi ve 561 kez görüntülendi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İslam coğrafyasındaki sorunlarda dış etkilerin varlığına dikkati çekti. Kapsayıcı, her yönden, her alan ve her coğrafyadan söz etti! Kanayan yaralara neşter vurdu! Dünyanın uyanması, aymazlıktan kurtulması için tarihin gerçeklerini bir bir ele aldı;

“Ortak tarihimizde derin izler bırakmış Endülüs var, Bağdat var, Afrika’nın, Ortadoğu ve Asya’nın muhteşem medeniyetleri var. Ortak medeniyetlerimizde Kurtuba, Timbuktu, Fes, Şam, İstanbul, Sana, Kahire, İskenderiye, Buhara gibi merkez şehirler var. Bu şehirler sadece sınırları içinde yer aldıkları ülkelerin, milletlerin değil, aynı zamanda hepimizin, tüm ümmetin ortak şehirleridir. Bu şehirlerin her biri asırlar boyu İslam medeniyetinin cazibe merkezleri olmuş, kütüphaneler ve medreseler şehri olarak dünyanın her tarafından ilim yolcularını misafir etmiştir. 11. yüzyılda, yani Avrupa’nın Ortaçağ karanlığını yaşadığı bir dönemde, Kahire’de 75, Şam’da 51 ve Halep’te 44 medrese bulunuyordu. Nizamiye Medreseleri uzun dönem İslam medeniyetinin kalbi, zihni olmuş, Haçlı ve Moğol saldırıları karşısında Müslümanların ayakta kalmasını sağlamıştır. Döneminin en kaliteli yüksek öğretim kurumları olan bu medreselerde, dünyanın çok farklı bölgelerinden öğrenciler ve alimler eğitim alıyordu. Bu medreseler ilim hayatını yenileyip diri tutarken, medeniyet birikimimizin tüm insanlığa ulaştırılmasını da sağlamışlardır. ‘İlim Çin’de de olsa alınız’ Hadisi Şerifini kendilerine düstur edinen Müslümanlar sürekli olarak ilim ve hikmetin peşinden koşmuşlardır, sürekli araştırıcı ve arayıcı olmuşlardır. Bizim tarihimizde kalem hep kılıcın önündedir. Bugün tarihe ve insanlığa karşı sorumluluğunun gereğini yerine getiren her tarihçi, her bilim adamı şu gerçeği kabul etmektedir; İslam medeniyeti 8. yüzyıldan itibaren çok değerli bilimsel ve kültürel çalışmalar gerçekleştirmiş, bu çalışmalar 12. yüzyıldan itibaren Avrupa medeniyetini de önemli ölçüde beslemiştir. İslam medeniyetinin altın çağında sadece fetih, toprak kazanımı yoktur. Aynı zamanda bu çağ bilgiye yön verenlerin de Müslümanlar olduğu, İslam beldelerinin ilmin merkezi olduğu bir dönemdir.

İbn-i Haldun Mukaddime adlı eserinde devletleri yaşayan birer organizmaya benzetir. Her birinin bir ömrü olduğunu söyler. Yani devlet de canlı varlıklar gibi doğar, gelişir, büyür, yaşlanır ve nihayet varlığını kaybeder. İslam ülkelerinin parlak dönemleri maalesef 19. yüzyıldan itibaren yerini gerilmeye bırakmış ve çözülme başlamıştır.

Yanı başımızdaki Halep varil bombalarıyla harabeye dönmüş durumda. Mahzenlerinde Antik Yunan’dan el yazmaları bulunan Musul Kütüphanesi’nden neredeyse hiçbir iz kalmadı. İşgalin ardından Bağdat Kütüphanesi yağmalandı. Her biri hazine olan binlerce kitap ve el yazması eser ya yok edildi ya da ülke dışına kaçırıldı.

Şunu unutmayalım. Şüphesiz ‘bir damla petrol, bir damla kandan daha değerlidir’ diyen sömürgecilerin neden olduğu tahribatı görmezden gelemeyiz. Tek kutsalı menfaat olanları, çizdikleri yapay sınırlarla yapay sorunlar üretenleri elbette eleştireceğiz. Kendi vatandaşları için hak gördükleri demokrasiyi bölge halkları için lüks görenlerin ikiyüzlülüklerini de ifşa edeceğiz. Ancak bunları yaparken çok daha önemli bir noktayı gözden kaçırmamalıyız.

Kendimizi şöyle bir eleştiriye çekeceğiz, nefis muhasebesi yapacağız, kendimizi sigaya çekeceğiz. Onları tenkit ettiğimiz kadar kendi öz eleştirimizi yapmazsak içinde bulunduğumuz karamsar tabloyu da değiştiremeyiz. Sorunun menşeini sadece dışarıda ararsak, böyle bir kolaycılığa düşersek inanın hiçbir yere varamayız. Doğru teşhis, doğru tedavinin de ilk adımıdır.

Ne yazık ki İslam dünyası şu anda Şia ve Sünnilik tehdidi altındadır. Ben bunu İslam İşbirliği Teşkilatı Zirvesinde de konuştum. Bizim Şiilik diye bir dinimiz yok. Bizim Sünnilik diye de bir dinimiz de yok. Bunlar birer yoldur. Ama bizim bunların üzerinde tek dinimiz var. O da İslam’dır ve bizler birer Müslüman olarak kardeşliğimize asla gölge düşürmemeliyiz. Kim ki ‘Benim mezhebim senin mezhebinden daha üstündür’ diyorsa, İslam’a zarar veriyor. İslam’a zarar vermeye kimsenin hakkı yok, ister Sünni olsun ister Şii olsun. Biz böyle bir ayrımcılığın içerisine giremeyiz…”

Hakikaten Kur’ana baktığımız zaman, Ne Sünnilikten, ne Şiilikten, ne Hanefilik, ne Şafiilik, ne Maturidilik, ne Hanbelilikten, ne  ırkçılıktan….dem vurur. Yine Kur’an; kardeşlikten, barıştan, dostluktan, el ele vermekten, kuvvetli olmaktan, huzuru sağlamaktan bahseder!  “Kur’an Müslümanlığı” sözü gerçekten yerinde. Bu; “bize Kur’an yeter, peygambere ihtiyaç yok” demek değildir. Ayrıca; sevgili peygamberimizin doğru, sahih hadislerini bir kenara atmak, hadisleri yok saymak anlamına da gelmez. “Kur’an Müslümanlığı”, aranan Müslümanlıktır!

Müslümanlar olarak Kur’anı; okumuyoruz, anlamıyoruz, bilmiyoruz! O bakımdan başımız beladan kurtulmuyor!

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

NAMAZ SAATLERİ
SON DAKİKA
KÖŞE YAZARLARI
İLGİLİ HABERLER
 instagram Takipçi Hilesi | instagram Takipçi Hilesi | instagram takipçi hilesi | instagram Takipçi kasma | instagram takipçi satın al | instagram takipçi satın al | takipçi satın al | instagram Followers | Free instagram Followers | takipçi hilesi | php shell download |